ArtBizTech tarafından bu yıl ilk kez organize edilen ve Sanattan ilham alan inovasyon projelerinin önünü açmayı hedefleyen bang. Art Innovation Prix sergisi geçtiğimiz ay 42 Maslak Art!SPACE Gallery’de sanat severlerle buluştu. Veri sanatı, biyoloji sanatı, hibrid sanat ve yeni medya kategorilerinde onlarca genç yeteneğin işlerini gösterdiği sergiden Gökçen Dilek Acay, Berk Yüksel, Oğuz Emre Bal & Merve Güzel ve Özgür Ballı’nın işleri özellikle dikkatimizi çekenler arasındaydı.Sergiye Mekanik Saç Heykeller adlı çalışmasıyla katılan Gökçen Dilek Acay, genelde işlerinde insan ve hayvan bedenlerine odaklanan, şiddet, hiyerarşi, gücü ele alan temalar üzerinde dolaşıyor. Bu sergi için insan saçlarını tekstil gibi dokuyan ve onları mekanik bir düzenekle hareketli bir heykele dönüştüren Acay, bir materyal olarak saçı uzun zamandır kullandığını söylüyor: “Kağıt üzerinde çok basit minimal formlarla başladım ve son birkaç yıldır da üç boyutlu bir forma dönüştü. Saç organik bir materyal. Aslında bir atık ancak içinde kişisel bilgilerimizin saklı olduğu, bedenimizden bir parça. Bu organik formu mekanik bir destekle hareketli bir yapıya dönüştürmeye çalıştım.” Acay’ın ortaya çıkardığı ‘saç heykeller’ özgün ve eşsiz; çünkü saçın doğası gereği tekrarlanması mümkün değil. Oldukça soyut ve izleyicinin kendince benzeteceği bir şeye dönüşmeye açık olan bu heykel, izleyenle arasında özel bir algılama süreci başlatıyor.

Berk Yüksel’in Divine Geometry adlı işi, geometri ve renkleri anlatım dili olarak kullanıp girilen DNA dizilimine özgün bir görsel ortaya çıkarıyor. “DNA ve görsel kelimelerini birleştirdiğimizde, zihnimizde ilk canlanan görüntü sarmal bir şekil, yani DNA’nın fiziksel şekli oluyor. Bu resmediş, DNA’nın fiziksel siluetini yansıtsa da, iki canlı DNA’sı arasındaki farkı ortaya koymakta yetersiz kalıyor. Divine Geometry, bu konuda ilham oluşturabilecek sanatsal bir deneme olarak ortaya çıktı.” diyen Yüksel’in lisans öğrenimi sırasında aldığı Biyoinformatik başlıklı bir ders, bu eser için fikir üretmesinde katkıda bulunmuş. Görsel olarak etkileyici bu çalışmanın üretim mantığını anlatıyor Yüksel bize: “Nükleobazları temsil eden A, C, G ve T – adenin, sizotin, guanin, timin – harfleri ile kodlanmış olan bir DNA dizilimi öncelikle ikili sayı tabanına tercüme ediliyor, tercüme edilmiş yeni dizilim bit gruplarına ayrılarak ondalık tabanda değerler elde ediliyor ve bu değerler 0-1 arasına indirgeniyor. Elde edilen değerlerden üç boyutlu uzayda koordinat, renk ve saydamlık değerlerine sahip noktalar elde ediliyor. Son olarak da bu noktalar arasında, dizilimdeki sıraya bağlı olarak üçgensel ilişki kuruluyor ve dijital/kodsal olarak görüntü üretiliyor.” İnsan anatomisini teknoloji yardımıyla sanata dönüştüren bu çalışma, geleceğin sanatıyla ilgili sinyaller veriyor.

Oğuz Emre Bal ve Merve Güzel’in oyun konseptli projesi Space Hackers, kent üzerinde kapalı kalmış mekanları ‘yeniden işlevlendirme (hackleme)’ yöntemiyle açmak, bu mekanlar üzerinde anlık kamusal mekanlar yaratmak üzerine kurgulanmış bir ağ. Oyun kavramı üzerinden kamusal alana bakmak ve kentsel kapalılık olarak tanımlanabilecek alanlar üzerine bir üretim yapmayı amaçlayan Space Hackers, bir websitesi olarak kurgulanmış. Arayüzünde interaktif bir İstanbul haritası bulunan sitede aktif olmak için önce bir Space Hackers kimliği yaratmanız gerekiyor. Oyuna, kentte kapalı olduğunu düşündüğünüz lokasyonları harita üzerine işaretlemekle başlıyorsunuz. Daha sonra, başka bir Space Hackers bu işaretlenmiş lokasyonlardan biri üzerinde bir hack olayı geliştirebiliyor. İnteraktif harita üzerindeki herhangi bir pin’e tıklayarak künyesine ulaşabiliyor, alanla ilgili bilgiye, hangi Space Hacker’lar tarafından işaretlendiğine, eğer gerçekleşmiş bir proje ise video ve fotoğraflarına ulaşabiliyorsunuz. Projeyi hazırlayan ikili şu an demo olan websitesiyle ilgili şunları söyledi: “Space Hackers’ı kurgularken kentsel ve kamusal mekanın üretiminde sadece karar vericilerin değil, kent sakinlerinin söz hakkını ve katılımını önemsedik. Kentte yaşayan bireyin ana hatları kurgulanmış bir oyun çerçevesinde, kamusal mekan üretmek üzerine oyununu kurguladığı, her aşamada katılıma açık bir kurgu ortaya çıktı.” İlerleyen dönemde projenin mobil arayüzünü hazırlamayı planlayan ikili, projeyi profesyonel olarak da yayınlamayı hedefliyor.

Son olarak Özgür Ballı’dan geleceğin heykel sanatıyla ilgili ipuçları veren 3D heykelleri dinliyoruz: “Lisans dönemimden bu yana, genel kapsamda yeni medya, dijital sanat ve sanal heykel üzerine çalışmalar yapıyorum. Yaklaşık 8-9 yıldır bilgisayarda modellediğim sanal heykeller epeyce birikti. Çıkış noktam da burada başladı; proje, elimde bulunan yüzlerce dijital heykeli insanlarla paylaşma isteği ile ortaya çıktı diyebilirim.” Sanatçının uzun zamandır üzerinde çalıştığı dijital heykel modellerini görmek için sergi alanında ilk önce cep telefonunuza obARt mobil uygulamasını indiriyorsunuz. QR kodu indirdikten sonra ekranınızda gerçekmiş gibi görünen heykeller beliriyor. “İşi ilk defa gören, özellikle de bu alana hakim olmayan kişilerin verdiği tepkiler çok ilginç ve güzeldi,” diyor sanatçı. En çok duyduğu “Sanki gerçekten oradaymış gibi” tepkisini, tıpkı çok gerçekçi bir şekilde yapılmış bir büstü görünce verilen tepkiye benzetiyor Ballı. Sanatçı, bu ‘hakikat’ problematiğini, kullanılan bu yeni mecralarda daha da güçlü bir şekilde izleyicinin karşısına çıkarıyor.